Ana içeriğe atla

KARACAHİSAR SAVAŞI

Karacahisar Savaşı

Karacahisar Savaşı

Karacahisar Savaşı, Osman Beyin İnegöl Tekfurunun kontrolündeki bizans kalesini fethetmesi ve beyliğinin büyümesine vesile olmuş, aynı zamanda kendisinin 2. savaşı olmuştur.

Osman Bey, Ermenibeli’de düştüğü pusudan kurtulup sefer hazırlıklarını tamamladıktan sonra ilk fethini gerçekleştirmek ve Gazi unvanını almak için 300 kişilik bir ordu hazırlayıp İnegöl yakınlarındaki Kulacahisar kalesine bir gece baskını düzenledi. Mücadele çok kısa sürdü. Beklemedikleri bir saldırıyla karşılaşan Bizanslı askerler mukavemet gösteremeyip teslim oldular. 

Kulaca Hisar kalesi oldukça stratejik bir konumdaydı. Bu kalenin fethedilmesi ile Bizansın bölgedek askeri bir yığınak yapabileceği önemli bir hareket noktası ele geçirilmiş oldu. Osman Bey, kaleyi fethettikten sonra Bizanslı köylülere şu konuşmayı yapmıştır;

“Gönlünüzü hoş tutun, korkmayın. Canınıza, malınıza, ırzınıza zerre ziyan gelmeyecektir. Bunu ben, Kayı beyi Osman size söylerim. Şimdi pazara gidecekler yola koyulsun. Onları benim yiğitlerim koruyacaktır. Dönüşleri de böyle olacaktır. Bundan böyle hep böyle olacaktır. Kulacahisarı hep yiğitlerim koruyacaktır. Size ziyan verecekleri yiğitlerim karşılayacaktır. Geceniz gündüzünüzden emin olacaktır!”

Önemli bir Bizans kalesinin fethedilmesi Osman Beyin namının yayılmasına vesile olmuştur. Beylik olamayan, Kayılar gibi küçük gruplar halinde yurt tutan Türkmenler Osman Beyi yeni fatihleri olarak görerek kendisine tabi olmaya başladılar. Kayılar bu savaştan sonra kalabalıklaşmış, güçlenmiş ve Beylik olma yolunda ilk önemli adımlarını atmaya başlamıştır. 

Kulacahisar kalesinin fethi daha büyük ve daha çetin bir savaşın ilk evresi olmuştur. Sırada İnegölün fethi vardır. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BAKIR DEVRİ

Bakır Çağı (Kalkolitik Çağ) Bakır çağı bundan yaklaşık olarak 6.000 yıl evvel yani M.Ö 5000-3000 yılları arasında şekillenmiştir. Taş çağının sonlarına doğru madenin keşfedilmesiyle beraber bakır dünyada medeniyetlerin gelişmesine ve ilerlemesine büyük katkı sağlamıştır. İnsanoğlunun ilk bulduğu maden olan bakır hem bol miktarda bulunmuş hem de çok az maliyetle birçok alanda kullanılabilmiştir. Bakır çağının başlangıç tarihi net değildir. Araştırmalar, dünyadaki ilk bakır kaynaklarının nerede bulunup çıkarıldığına dair bize farklı veriler sunmuştur. Kesin bir bilgi olarak size  İsrail ’deki Negev Çölündeki Timna Vadisi örnek gösterilebilir. Yapılan kazıda birbirine bağlı tünellerin olduğu bir alan ortaya çıkmıştır.  Timna Vadisindeki bakır su ile keşfedilmiştir. Taşların üzerine su döküldüğü zaman yeşil Galena bantları ortaya çıkmıştır. Bu taşların sırrını çözmek isteyen atalarımız Galena taşlarını yüksek ısıya maruz bırakmışlar ve Galena taşının erimeyip farklı...

ORTA ÇAĞDAKİ SAVAŞLAR

Orta Çağ Avrupası'ndaki teknolojik, kültürel, ve sosyal gelişme askeri taktikleri,  süvari  ve topçuluğun görevlerini değiştirerek savaş tarzının çok önemli derecede bir dönüşüme uğramasına neden olmuştur. Dünya'nın diğer bölgelerinde benzer seyirler görülmüştür. Beşinci yüzyılda yoğun  piyade  kuvvetinden oluşan  Çin  orduları, kuzeydeki  Türkler  ve diğer  göçebe  halkları örnek alarak  süvari  ağırlıklı kuvvetlere dönüşmüştür.  Orta Doğu  ve  Kuzey Afrika 'da Avrupa'ya benzer hatta bazen daha üstün teknolojiler kullanılmıştır.  Japonya 'da Orta Çağ savaş tarzı 19. yy.a kadar sürmüştür.  Afrika 'da da "Sahil" boyunca (Sahra çölünün güneyi,  Senegal Irmağı  havzası ile  Kongo 'nun kuzey bölümünü kapsayan bölge) ve  Sennar Krallığı  ile  Fulani İmparatorluğu  gibi  Sudan  devletlerinde 19. yy. boyunca Orta Çağ savaş taktikleri ve silahları kullanılmışt...

KURTULUŞ SAVAŞI

Kurtuluş Savaşı Kurtuluş Savaşı, Bir iftihar, bir intizar, bir yadigar. Ezberledik, ezberleyince unuttuk. Şimdi hatırlıyor gibi yaptığımıza bakmayın, neyi hatırladığımızı bile bilmiyoruz. Hadi şimdi birlikte hatırlayalım. Önce Kurtuluş Savaşına kadar geçen zamanı hatırlayalım... 1. Dünya Savaşı'nın neticeleri belli olmuş, Almanya'nın mağlup olacağı anlaşılmıştı. Sultan Reşat, muhtemel ki memleketin içler acısı haline dayanamayıp kalp yetmezliğinden vefat edince (3 Temmuz 1918) yerine hiç istemese de Sultan Vahdettin tahta geçirildi. İttihatçılar ise memleketi içine düşürdükleri halden utanç duyarcasına istifa etmiş, hatta Talat'inden Enver'ine, Cemal'inden Şakir'ine Alman torpidosuna binip kaçmışlardı.  Koca memleket kala kala 57 yaşında, hastalıklarla boğuşan, ciğerleri sönmüş bir saltanat varisine, Abdülhamid'in kardeşi Mehmed'e (6. Mehmed - Vahdettin) kalmıştı. Öyle ki; ayakta durmakta bile zorlanan Sultan Vahdettin, cülusunda halkın ka...